Psikopati nedir

Adsız6

Aynı zamanda sosyopati ve Antisosyal Kişilik Bozukluğu olarak da bilinir.

Psikopati, yalan söyleme, başkalarını sömürme, başı bozukluk, sorumsuzluk, kibir, rasgele ve çoklu cinsel ilişkiler, düşük irade kontrolü ve empati ve pişmanlık-suçluluk duygularının yokluğuyla örneklenen, B tipi kişilik bozuklukları arasında en tehlikeli kişilik bozukluğudur. Bu tehlike, psikopatik kişinin “normal görünme” yeteneğinin son derece gelişmiş olmasında ve başarılı şekilde sosyalleşerek kendini gizleyebilmesindedir.

Çoğunlukla sosyal çevreleri geniş, sevilen, saygı gören insanlardır. Saldırgan yapılarının aksine, sevecen, yumuşak, iyi huylu, kendinden başka kimseye zararı olmayan bir insan gibi görünebilirler. Yeterli yakınlık yoksa gerçek kişiliklerini görmek pek mümkün değildir. Dışarıya çok farklı bir kişilik/persona sergileyen psikopatlar, en fazla zararı üzerlerinde kontrol sağlayabilecekleri kadar yakınlarında olan insanlara verirler. Aile içinde psikopatlar, kimi aile bireyleriyle iyi ilişkiler sürdürürken kimilerini kurbanlaştırabilir. Bazen ailenin diğer üyelerinin bu eziyet edici ilişkiden haberi bile olmaz.

Genel inanışın aksine çok az psikopat doğrudan saldırıda bulunur ve hapse girmesine neden olacak “açık” suçlar işler. Seri cinayet, cinayet, adam yaralama, tecavüz, şiddet, dolandırıcılık gibi suçları doğrudan işleyerek hapse giren psikopatlara “başarısız psikopat” denir ve psikopatların yalnızca %10’unu böyledir. Pek çok psikopat hiç şiddet içeren eylemde bulunmaz ama hepsi yakınlarındaki insanlara sistemli olarak psikolojik istismarda bulunur, maddi-manevi büyük zararlar verir. Ne yazık ki yaptıklarının farkındadırlar ve bundan zevk alırlar.

Önünde sonunda çoğu aptalca bir sebeple, aptalca bir hata yaparak deşifre olur ama nedenini kimse anlayamaz. Zaman zaman görünürde her şeye sahip (iyi bir aile, eğitim, meslek gibi) ve saygın insanların şoke edici bir suç haberiyle karşılaşırız. Bu kişiler çok muhtemelen o zamana kadar kendilerini başarıyla kamufle etmiş gizli psikopatlardır.

Toplumun %3-4’ünün psikopatik belirtiler taşıdığı söylenmektedir. Bu rakam daha çok suç işleyerek yakalanan anti-sosyalleri/psikopatları baz alıyor; sosyalleşmiş psikopatlar için ortaya konabilen bir istatistik veri yok. Şunu kesin olarak akla kazımakta fayda var: Her meslekten, her cinsiyetten, her yaştan, her sosyal konumdan ya da ideolojiden, azımsanmayacak oranda “gizli” psikopat aramızda yaşıyor.

Psikopatinin kaynağı tam olarak bilinmiyor. %50 biyolojik kökenli bir fonksiyon bozukluğu olduğu ve genetik faktörlerin önemli bir rolü olduğu söyleniyor. Gelişimsel, yetişmeye bağlı faktörler hala araştırma halinde. Psikopatinin belirtileri çocuk yaşlarda görülmeye başlar. “Sonradan”, yaşantısal nedenlerle psikopatik olma ihtimali yoktur.

Psikopatik bireylerin beyinlerindeki empati merkezi bozuktur ve sevgi temelli ilişkiler kurma yetenekleri yoktur. Aile yapısı, sosyal ve maddi olanaklar kişilik yapısını etkiler. Örneğin çarpık bir aile yapısı içinde, çocuklukta taciz ve istismar edilmiş, eğitim olanağı olmamış bir psikopatın yetişkinliğinde adli suçlar işlemesi büyük ihtimaldir. Diğer yandan iyi bir aile yapısı ve olanaklar içinde büyüyen psikopatlar sosyalleşmeyi, gizlenmeyi, suçlarını sadece yakınlarındaki insanlar üzerinden dolaylı ve gizli işlemeyi öğrenir. Herhalükarda psikopatlar zarar verir. Aynı aileden yetişmiş kardeş hatta ikiz kardeş örneklerine bakıldığında psikopatinin gelişimsel sebepleri şüphelidir. Bunun yanında başarılı psikopat da -belki çok basit bir hedef için- tüm kazanımlarını tehlikeye atacak şekilde suçun bir adım gerisindedir. Psikopatların irade kontrolü son derece zayıftır.

Psikopatlar sosyal kurallardan muaftır. Bu sosyal kuralları anlamadıkları anlamına gelmiyor. Aksine çok iyi anladıkları için başarıyla gizlenirler. Doğruyu ve yanlışı bilirler, özgür iradeleriyle seçim yaparlar ancak seçimleri her zaman kendi kurallarına göredir. Her ne kadar çoğu zaman (belki yıllarca) öyleymiş gibi davranabilseler de, psikopatlar deli değildir. Bilinçli hareket ederler, hak etme duyguları çok güçlüdür. Herkesten üstün, bir çeşit deha oldukları inancını taşırlar. Bağ kuramazlar; onlarla ilişkide olan herkes (çocukları ve aileleri dahil) “kurban”dır. İnsanlarla ilişkileri sadece “fayda” üzerine kuruludur; eğer fayda sağlayamayacaklarını bilirlerse ya da yeni fayda imkanları buldularsa kurbanlarını duygusuzca terk ederler.

Psikopatlar mükemmel bukalemunlardır. Her kişiye ve koşula göre yeni bir karaktere bürünürler. Avlanmak için normal görünme yeteneklerini geliştirmişlerdir. Çocukluktan itibaren hangi durumda hangi duygusal tepkiyi vermeleri ve hangi mimikleri kullanmaları gerektiğini öğrenirler ve artık yetişkin yaşlarda rollerinde ustalaşmışlardır. Hissediyor göründükleri her duygu-durum bir oyundur ve gerçekten başarılıdır. Psikopatlar tipik olarak hayatlarını manipülasyonla sürdürürler. İnsanları etkilemekte, yönlendirmekte ve kullanmakta neredeyse hipnotik bir güçleri vardır. Mimik yetenekleri çok gelişmiştir, akıcı ve etkileyici konuşurlar; ancak iyi ve şüpheci bir gözlemci mimiklerindeki ve sözlerindeki oyunu anlayabilir. Yakınınızdaki birinin böyle ürkütücü bir kişiliğe sahip olabileceğinden şüphe duymayacağınız için çoğunlukla oyunu görmezsiniz.

Onlar için her şey güç elde etmek, hakimiyet kurmak ve oyun kazanmak üzerine kuruludur. Zarar vermek, yani “kazanmak” için bizim akıl dışı bulacağımız, gereksiz, saçma ve bazen karmaşık, bazen basit oyunlar oynarlar. Bir psikopat “kaybederek kazanır”. Sözgelimi çoğunlukla insanlar iyi bir ilişkinin, aile bağlarının, arkadaşlığın kıymetini bilir, kaybetmemek için çaba gösterir veya hataları sonucu bunları kaybettiğinde üzüntü duyarlar. Oysa psikopatlar tam da bu değerleri yıkmak için kasıtlı bir çalışma halindedir. Onlar için sevginin ve bağın kıymeti yoktur; bir kişiyi yıkmak-yok etmek, oyunu kazanmak demektir. Kaybettikleri bağ için üzüntü duymazlar. Kurdukları oyunun kontrolünü kaybederlerse (örneğin kurbanı oyun sona ermeden maskenin altındakini keşfederse) hissedecekleri tek şey güç kaybı nedeniyle öfke ve hayalkırıklığıdır.

İnsan ilişkilerindeki olumlu yönleri küçümserler; insanları, hatta hayvanları “eşya” gibi görürler. Doğrusu ortalama akıl sağlığına sahip bir kişinin bir eşyayla kurduğu bağ kadarını bile bir insanla kuramazlar. Yaptıkları hiçbir şeyden dolayı suçlu hissetmez ve pişman olmazlar. Fakat yakayı sıyırmak için öyleymiş gibi davranabilirler. Diğer kişilik bozukluklarından farklı olarak kendileriyle ilgili hiçbir iç rahatsızlıkları yoktur. Bu nedenle tedavi olmaları da imkansıza yakındır.

Psikopati, güncel DSM’de (*) Antisosyal Kişilik Bozukluğu çatısında açıklanmaktadır. Fakat psikopati uzmanları bu bozukluğun kendine ait özellikleri olduğununu, bu konuda yeterli bulgu elde edildiğini ve DSM’de bağımsız bir kişilik bozukluğu olarak yer alması gerektiğini iddia eder. Onlara göre Antisosyal Kişilik Bozukluğu gelişimsel faktörler ve travmalara; psikopati ise, daha çok, biyolojik faktörlere bağlıdır .

* (Diagnostic Statictical Manual Of Mental Disorders) Amerikan Psikiyatri Birliği’nin kullandığı psikiyatrik sınıflama sistemi.

YASAL UYARI

gizlipsikopat.com sitesinde yer alan yazılı ve görsel tüm içerikler
Sahiplen.com tarafından yasal olarak koruma altındadır. Yazılı iznimiz
olmadan kullanılması yasaktır. Yayınlanan yazı, fotoğraf, grafik, ses ve video malzemeleri, ya da onların kısımlarının telif hakları saklıdır; sadece bilgi edinme ve/veya kişisel kullanım amaçlı olarak kullanılabilir. Anılan tüm görsel ve yazılı malzemeler kişisel kullanım amaçları haricinde yazılı iznimiz olmadan herhangi bir ortamda kullanılamaz, basılamaz, yayımlanamaz, basılmak ya da yayımlanmak üzere yeniden yazılamaz, doğrudan ya da dolaylı olarak dağıtılamaz.